Klişelerden ve etiketlerden çok uzaksın aslında, ne işin var bütün bu etiketlerin arasında bilmiyorum. Sen bir “etiket factory” olursun belki de, sonra moda olur hepsi ve diğerleri “bu etiketi bana yapıştır” der bol bol. Kim bilir?
"Yeni şeylerden korkmayan, vazgeçmenin kıyısına geldiği anda yeniden toparlanıp bir kez daha deneyen, kocaman beyniyle bu dünyayla, uyuşmadığı herşeyle, herkesle mücadele eden ve sonunda mutlaka başaran bünye“ işte budur senin etiketin, unutturmalarına izin verme!
Yaklaşık bir sene boyunca küçücük yurt odamızda birbirimizden üç adım ötede ekranlar karşısında konuşmadan oturduysak da, senin arada gelip masama kendini atmalarından anlamıştım bu durumun daha uzun sürmeyeceğini.
Nitekim "bitse de gitsek" diye okuduğum 3 yılın ardından üniversite son sınıfta, "haa, demek aslında böyle olması gerekiyormuş" dedirttin birlikte yaşadıklarımızla.
Nasıl oluyor da garip insanlara, olağandışı durumlara bu kadar sakin yaklaşırken, sıradan ve hatta sıkıcı şeylere şaşrırabiliyorsun/eğlenebiliyorsun anlamıyorum. Her defasında kafamı karıştırsa da bu durum, ben o kafa karışıklığını özledim.
Elifcim durup durup gözünden vuran, isteyince dağları deviren el kadar bir kızsın sen benim gözümde :)
Ayrı şehirlere düştük, sen İstanbulundan ayrılmayacaksın biliyorum, o yüzden umarım bir zaman gelir Beşiktaş'taki çaycıda seninle konuşmadan oturup boğazı izleriz...
Çok özledim
Sineye çekmek çok zordur. Sineye çekilen şey ÇOK ağırdır zira; nefret gibi büyük bir hadise de asla sığmaz zaten adına "sine" denen coğrafyaya; SIĞAMAZ.
E neydi peki, biz mi aptaldık da nefret ettiğimizi sandık bi dönem tiksindik durduk Allah'larımıza kadar?! Peki nasıl bu kadar çabuk yeşeriverdi "yoldaşlık"?! Üzerimize yağan HEP sevgiydi belki, ıslanırız diye korktuğumuzdan olsa gerek, kara kocaman şemsiyeler vardı elimizde o dönemler; Tanrı'nın o hani ünlü "kara pelerin"i gibi... ;) Bok yemesek olmazdı ya sanki!...
Şimdi nereme baksam sen... Bütün o geçtiğimiz can yakan yollar aklımda, unutmamaya da niyetliyimdir ya hani ben! Bütün o soykırımcı lise son...! Sadece eğleniyorduk biz, "kanlı düğün"ün çengileri gibi... Attığımız her adım acıya dairdi hani! :( Devamlı biliyorlardı bizi, can parçalarımızı kopartmaktan, kanırtmaktan çekinmeden! Olmuyordu, olduramıyorduk, e delirip de malum, göbecikler atıyorduk manasız manasız... :) Gene de "umut"tu belki bizi oynatan, yoksa niye kurasın ki bana "ilerde ne olacağı var mı..." diye başlayan kesin ve emin cümleleri?... O yüzden benim kesinliğimsin sen, emniyetim, değişmeyecek sularım.
Korunmaya muhtaç minicik yüreğini ne kadar gizlersen gizle o müthiş kıyafetlerinin altına, hatta bi de yürü böyle hükûmet gibi en gürültülü makamda, onlar anlamasınlar, ben anlarım karıcım. Sen yürü gene, koş başarıdan başarıya, haklı gururum ol! Enkazını icap ederse ben taşırım.
Seni ÇOK seviyorum.
PS: O kitabın adını bana söyliyceksin, cidden bi daha yüzüne bakmam!